Körkün Köyü Nerededir? Bir Yolculuğun İçimde Bıraktığı Sessiz İzler
Bazı yerlerin adını ilk kez duyduğumuzda içimizde garip bir merak oluşur. Haritada küçük bir nokta gibi görünen bir köy, bazen insanın kalbinde kocaman bir hikâyeye dönüşebilir. Ben de Kayseri’de yaşayan, 25 yaşında, akşamları günlüğüne birkaç satır yazmadan uyuyamayan biriyim. Hayatım boyunca büyük şehirlerin kalabalığında kaybolan insanlardan çok, küçük yerlerin sakladığı hikâyelere inandım.
Geçen yıl soğuk bir kış akşamında eski defterlerimi karıştırırken bir isimle karşılaştım: Körkün Köyü.
Bu isim bana tuhaf bir şekilde dokundu. Nedenini bilmiyordum. Belki de yıllardır içimde taşıdığım bir kaçma isteğiydi. Belki de çocukluğumdan beri duyduğum köy hikâyelerinin bende bıraktığı özlemdi. O gece günlüğüme sadece şu cümleyi yazmıştım:
“Bazı yerleri görmek için değil, kendini bulmak için yola çıkarsın.”
Ertesi sabah Körkün Köyü’nün nerede olduğunu araştırmaya başladım. Körkün Köyü, Gaziantep çevresinde adı geçmiş eski yerleşimlerden biri olarak bilinir. Gaziantep şehir merkezine yakın konumuyla dikkat çeken bu köy, geçmişi, tarımı ve kendine özgü köy hayatıyla insanların hafızasında yer etmiş bir yerdir.
yayinlasak.com
Ama benim için mesele sadece “Körkün Köyü nerededir?” sorusunun cevabı değildi. Benim asıl merak ettiğim şuydu: Bir insan hiç gitmediği bir yere neden bu kadar yakınlık hisseder?
Bir Defter Sayfasında Başlayan Yolculuk
O sabah Kayseri’de penceremin önünde uzun süre oturdum. Hava kapalıydı. Erciyes’in tepesi sislerin arasında kaybolmuştu. İçimde hem heyecan hem de garip bir huzursuzluk vardı.
Son zamanlarda hayatımda bazı şeyler istediğim gibi gitmiyordu. Üniversite yıllarından beri kurduğum bazı hayaller ertelenmişti. İnsan bazen elinden geleni yaptığı halde istediği noktaya ulaşamayınca kendine kızıyor. Ben de böyle bir dönemden geçiyordum.
Günlüğümde sürekli aynı cümleleri yazıyordum:
“Daha farklı bir hayat yaşayabilirdim.”
“Daha cesur olmalıydım.”
“Neden bazı şeyleri hep erteliyorum?”
Belki de Körkün Köyü’ne duyduğum merakın sebebi buydu. Çünkü bazı yolculuklar bir yer keşfetmek için değil, insanın kendi içindeki kaybolmuş tarafları bulması için başlar.
Çantama küçük bir defter, kalem ve birkaç parça eşya koydum. Sabahın erken saatlerinde yola çıktım.
Körkün Köyü’ne Giden Yol ve İçimdeki Değişim
Yol boyunca camdan dışarı baktım. Şehirlerin hızlı hayatından uzaklaştıkça içimdeki gürültünün azaldığını hissettim.
Bazen insanın en büyük yorgunluğu bedeninde değil, zihnindedir. Ben de uzun zamandır zihnimde taşıdığım ağırlıkları fark ediyordum.
Köy yollarına yaklaştıkça manzara değişmeye başladı. Beton binaların yerini geniş araziler, sessiz yollar ve doğanın sakinliği aldı. O an içimden “Belki de aradığım şey tam olarak buydu” diye geçirdim.
Körkün Köyü’nü ilk gördüğüm anda büyük bir şaşkınlık yaşamadım. Filmlerdeki gibi olağanüstü bir manzara yoktu. Ama garip bir sıcaklık vardı. İnsan bazen bir yere ilk kez gider ama sanki yıllardır oradaymış gibi hisseder ya, benim yaşadığım tam olarak buydu.
Köyün sessizliği beni etkiledi.
Şehirde alıştığım korna sesleri, telefon bildirimleri ve sürekli yetişme telaşı burada yoktu. Bunun yerine rüzgârın sesi, uzaktan gelen insan konuşmaları ve toprağın kokusu vardı.
O an heyecanlandım.
Çünkü uzun zamandır ilk kez gerçekten bir yerde olduğumu hissettim.
Yaşlı Bir Adamla Yaptığım Kısa Sohbet
Köyde dolaşırken yaşlı bir adamla karşılaştım. Elinde bastonu vardı. Bana nereden geldiğimi sordu.
“Kayseri’den geldim” dedim.
Gülümsedi.
“Uzaklardan merak edip gelenler azaldı artık” dedi.
Bu cümle beni düşündürdü.
Gerçekten de insanlar artık birçok şeyi görmek yerine sadece fotoğraflarına bakıyordu. Bir yerin havasını hissetmek, toprağına basmak, insanıyla konuşmak giderek unutuluyordu.
Bir süre sohbet ettik. Bana eski günlerden, köydeki değişimlerden ve geçmişteki kalabalık günlerden bahsetti.
Onu dinlerken içimde hem mutluluk hem de hüzün vardı.
Mutluydum çünkü böyle samimi bir sohbetin içinde bulunmuştum.
Hüzünlüydüm çünkü birçok küçük yer gibi buranın da geçmişteki hareketliliğini kaybettiğini hissediyordum.
O akşam günlüğüme şunu yazdım:
“Bazı köyler sadece evlerden oluşmaz. İçinde yaşayan insanların anılarıyla nefes alır.”
Körkün Köyü Nerededir Sorusunun Ötesinde Bir Hikâye
İnsanlar genellikle bir yer hakkında bilgi almak istediğinde ilk olarak konumunu sorar.
“Körkün Köyü nerededir?”
“Nasıl gidilir?”
“Ne kadar uzak?”
Bunlar elbette önemli sorular. Bir yeri tanımaya başlamak için gereklidir. Ancak benim o yolculuktan sonra anladığım bir şey oldu: Bir yerin gerçek adresi sadece haritadaki koordinatları değildir.
Bir köyü köy yapan şey oradaki insanların hatıralarıdır.
Bir kapının önünde oturan yaşlı bir insanın geçmişidir.
Bir çocuğun sokakta oynarken attığı kahkahadır.
Bir annenin yıllardır aynı tarifle yaptığı yemektir.
Körkün Köyü bana bunu hatırlattı.
Oraya giderken sadece bir yer görmek istemiştim. Ama dönüş yolunda kendimde unuttuğum bazı duyguları yeniden bulmuştum.
Hayal Kırıklığı ve Umudun Aynı Anda Yaşandığı Gün
Yolculuğun en ilginç tarafı, her şeyin mükemmel olmamasıydı.
Bazen insanlar yeni bir yere giderken büyük beklentiler kurar. Ben de biraz öyleydim. Sanki bütün sorularımın cevabını orada bulacakmışım gibi hissetmiştim.
Ama gerçek hayat böyle değil.
Hiçbir yer insanın bütün sorunlarını çözmez.
Bunu fark ettiğimde biraz hayal kırıklığı yaşadım.
Çünkü içimdeki boşluğu tek bir yolculuğun doldurmasını beklemiştim.
Fakat sonra şunu anladım:
Bazen yolculukların amacı cevap bulmak değil, doğru soruları sormayı öğrenmektir.
Körkün Köyü bana bunu öğretti.
Oradan dönerken hâlâ aynı insandım. Aynı sorularım, aynı korkularım vardı. Ama içimde küçük bir umut oluşmuştu.
Çünkü artık kendime karşı daha anlayışlıydım.
Kayseri’ye Dönerken Aklımda Kalanlar
Dönüş yolunda defterimi açtım. Sayfalar dolmaya başlamıştı.
Eskiden günlüklerime daha çok şikâyetlerimi yazardım. Ne istediğimi, neden mutsuz olduğumu, nelerin eksik kaldığını anlatırdım.
Ama o gün farklı bir şey yazdım:
“Bugün kendime kızmak yerine kendimi dinledim.”
Bu cümle benim için çok değerliydi.
Çünkü bazen insan hayatın hızına kapılıp kendi sesini duyamıyor. Sürekli daha fazlasını istiyor, daha hızlı ilerlemek istiyor ve bulunduğu anı kaçırıyor.
Körkün Köyü yolculuğu bana yavaşlamayı öğretti.
Küçük şeylerin değerini yeniden hatırlattı.
Bir bardak çayın sıcaklığını, samimi bir sohbetin güzelliğini ve bilinmeyen yolların insana kattığı cesareti yeniden hissettirdi.
Küçük Bir Köyün Büyük Hatırası
Bugün hâlâ bazen günlüğümü açıp o günü okuyorum.
Aradan zaman geçti ama Körkün Köyü’nün bende bıraktığı his değişmedi.
Bazen bir yer hayatınıza girer ve oradan ayrıldıktan sonra bile sizinle kalır.
Körkün Köyü benim için böyle bir yer oldu.
Sadece “Körkün Köyü nerededir?” sorusunun cevabını öğrenmek için çıktığım yol, aslında kendime yaptığım küçük bir yolculuğa dönüştü.
Orada büyük olaylar yaşamadım.
Bir macera filmi gibi değildi.
Ama gerçek hayat zaten çoğu zaman sessiz anlarda saklıdır.
Bir insanın gözlerindeki sıcaklıkta, eski bir evin duvarında, rüzgârın taşıdığı toprak kokusunda ve hiç tanımadığın bir yerde hissettiğin tanıdıklıkta…
Bazen uzaklara gitmek gerekir.
Bazen sadece yola çıkmak gerekir.
Çünkü bazı yollar bizi başka yerlere değil, kendimize götürür.